company
products

 

 

 

partners
careers
info
   
 

 

Dr. ULVİ SÜVARİOĞLU'nun basında çıkan yazıları...

 

 

ÖZELLEŞTİR ( ME) !                                                    17 HAZİRAN 2007   ORDU ATILIM



Hükümetimizin en övündüğü icraatlarının başında özelleştirme gelirlerinden sağladığı fonlarla ekonomiye yaptığı katkı gelmektedir. Özelleştirilen işletmelerin özelleştirme sonrası durumlarından hangi kuruluşların,hangi kişilerin ve kimlerin (!) nasıl faydalandığı da hepimizin malumudur.

AKP şimdi seçim öncesi çok hızlı olacak, meclisten bir özelleştirme imkanı daha geçirdi. Hangi özelleştirme ?... EGO ! … EGO kim ? Ankara Belediyesinin anlı zanlı bir kuruluşu. EGO ne yapar ? Çok basit bir faaliyet yapar. Devlet kuruluşu Botaş’dan doğalgazı alır, şehirdeki şebekeler vasıtasıyla Ankara halkına satar. Ankara halkı faturalar geldikçe öder. Ama EGO kendi ödeme zamanı geldiğinde Botaş’a ödemez. Aradaki para ne olur ? Ankara Belediyesi’nin kendine göre öncelikli işlerinde kullanılır. Dolayısıyla Botaş parasını EGO’dan alamadığı için ciddi bir sıkıntı çeker… Ama ne yapsın Botaş yönetimi? Belediye iktidar partisinin… Botaş’ın yöneticilerini de atayanlar aynı merciler… Ayrıca Ankara Belediyesi doğalgaz şebekesini kurmak için aldığı dış kredileri de ödemez… Ama Hazine başkalarına garanti vermezken Ankara Belediyesi’nin bu borcuna garanti verdiği için vadesi geldiğinde ödemeyi hazine yapar ! Hazinenin ödemeleri kimden çıkar neticede ? Ankara’da yaşayan ve yaşamayan tüm T.C vatandaşlarından… Sıkılan kemerlere bir delik de Ankara Belediyesi için açılmıştır… Peki yarın Ankara Belediyesi Başkanlığını başka bir partinin mensubu kazanırsa bu kadar delikli kemere ne olur ? Cevaplarını siz benden daha iyi bilirsiniz !!!

Ankara Belediyesi’nin Botaş’a borcunun 500 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor… Hazineye borcunu tam bilinmemekle birlikte 200 milyar doların çok üzerinde olduğu tahmin ediliyor… Ne olacak şimdi ? EGO özelleşecek EGO’dan gelen parayla Botaş’ın borcu ödenecek ama tabii ki faizleri ve cezaları silinerek… Alacak şanslı firma daha önce Telekomlarda falan olduğu gibi yola avantajlı çıkacak… Bir müddet sonra faturalara yansıtılacak ve halkımızı rahatsız etmeyecek (!) meblağlarda bazı ödemeler daha olabilecek, açıklamalarda bunların halkımızın lehine ve bundan sonrası için daha iyi olacağı ifadeleri yer alacak ! Yani aynı filmi hepimiz sonunu bile bile bıkmadan usanmadan izliyoruz ve bir daha diye tempo tutuyoruz ! Aksi olsaydı kamuoyu yoklamalarında AKP birinci parti olmazdı herhalde…

Bu özelleştirmede bir ufak ayrıntı daha var ! Özelleştirmeleri olağan hallerde kim yapıyordu ? Adı üzerinde ÖZELLEŞTİRME İDARESİ. Kime bağlı… Daha önce Devlet Bakanı Sn. Abdüllatif Şener’e, sonra Maliye Bakanı Sn. Kemal Unakıtan’a… Peki şimdi EGO’nun özelleştirmesi kime verildi ? Ankara Belediyesi’ne… hayırlı uğurlu olsun… Kimlerin teklif vereceği ve alabileceği aşağı yukarı belli !!! Bu özelleştirmeyi ne kadar da çok yapmak isteyen var… Özelleştirme İdaresi dururken, Ankara Belediyesine özelleştirme yapma yetkisi verilmesi parti içinde seçim öncesi ve sonrası bazı sorunları şimdiden aşmak için mi acaba ?

Neyse, nedeni belki de hiç önemli değil… Çünkü sonuç belli ve hep aynı… Hangi partinin ülkeyi yönettiğinin artık önemi kalmadı galiba… Kimlerin yönettiği gittikçe daha önem kazanıyor… Kimler ? Lütfen seçim arifesinde demokratik hakkınızı kullanmadan bu soruyu kendi kendinize defalarca sorun…


 

 

 

 

DÜNYA EKONOMİSİNİN GERÇEKLERİ                                 19 MAYIS 2007   ORDU ATILIM

Dünyanın en büyük şirketleri hangileri diye bir soru yöneltsem aklınıza hemen çok uluslu dünya markalarını temsil eden şirketler gelecektir şüphesiz. General Elektrik,Shell, HSBC, Nestle gibi... Küresel dev organizasyonlar olarak da tanımlayabileceğimiz dünyanın en büyük firmalarına Global 2000 listesi olarak www.forbes.com adresinden ulaşabilirsiniz. Satışlar, piyasa değeri, özvarlık toplamı ve net kara göre dünyanın ve Türkiye’nin en büyük şirketleri sıralamasına baktığımızda “yeni dünya düzeni” açısından da yorumlanabilir ipuçları vermektedir.

Yukarıdaki dört kritere göre sıralama yapıldığında ilk 10 firma şöyle olmaktadır.
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sıra

Şirket

Sektör

Satış

Kar

Varlıklar

Piyasa değer

Ülke

 

 

 

(milyar$)

(milyar$)

(milyar$)

(milyar $)

 

1

City Group

Bankacılık

14,6

21,5

1884,3

247,5

ABD

2

Bank of Amerika

Bankacılık

116,6

21,1

1459,7

226,6

ABD

3

HSBC Holding

Bankacılık

121,5

16,6

1860,8

202,3

İNG

4

General Elektrik

Holding

163,4

20,8

697,2

359,0

ABD

5

JP Morgan Chase

Bankacılık

99,3

14,5

135,5

171,0

ABD

6

Amerikan İntl.Group

Sigorta

113,2

14,0

979,4

174,5

ABD

7

Exxon Mobil

Petrol veDoğalgaz

335,1

39,5

224,0

410,7

ABD

8

Royal Dutch Shell

Petrol veDoğalgaz

310,9

25,5

232,3

208,3

HOL

9

UBS

Finans

105,6

9,8

1777,9

116,9

İSVÇ

10

ING Group

Sigorta

153,4

9,7

1615,1

94,0

HOL

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu tabloya göre; dünyanın en büyük ilk 10 firmasının;

•6’sı ABD, 2’si Hollanda, 1’i İngiltere, 1’i İsviçre orjinli,

•7’si banka, sigorta gibi finansal hizmetler, 2’si petrol-doğalgaz, 1’i de holding sektöründen,

•3 petrol devi Exxon (335 milyar$), Shell (265 milyar$),
BP (265milyar$) Türkiye’nin toplam milli gelirine yakın büyüklükte cirolara sahipler,

•İlk 20’deki üç firma hariç 17 firmanın varlıklarının değeri Türkiye’nin milli gelirinden fazla,

•İlk 10 firmanın piyasa değeri toplamı Türkiye’nin milli gelirinin yaklaşık 6 katı,

•Dünyanın en büyük 5’inci cirosuna sahip ABD’li General Motors (207.4 milyar$), 2006 yılında küresel çapta tam 9 milyon adet otomobil ve kamyon sattı,

•Dünya içecek devi Coca-Cola’nın 200’ü aşkın ülkede 400 markası var,

•UBS ve Nestle gibi dünya devi iki şirketiyle Global 2000 listesinde ön sıralarda yer alan İsviçre merkezli şirketlerin, toplam gelirlerinin bu ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasına oranı % 245, yani şirketlerin geliri, ülkenin gelirinin yaklaşık 2,5 katı,

•Çin GSYİH artışında ABD’ye yaklaşıyor, ABD’nin 12.9 trilyon $, Çin’in 10 trilyon $ gayrisafi yurt içi hasılası var. Bunları 4.2 trilyon $’la Japonya, 4 trilyon $’la Hindistan ve 2.9 trilyon $’la Almanya izliyor.

•Global 2000 listesindeki 659 ABD firmasının toplam piyasa değerleri 13.9 trilyon $.

•Petrol ve gaz sektöründeki 116 küresel devin toplam karı diğer sektörleri geride bırakırken, karda liderlik bankaların oldu.

•Teknoloji şirketleri, gündemde çok konuşulmalarına rağmen net kar marjı ve beş yıllık ortalama toplam hisse senedi getirisinde en altta bulunuyorlar.

Sonuç olarak yeni dünya düzenininde küresel dev firmaların ekonomik güçlerinin pek çok ülkeyi geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Rakamlar ABD’nin dünya ekonomisindeki gücünü açıkça ortaya koymaktadır. Dünya nüfusunun %5’ine sahip olan Amerika, dünya milli gelirinin %20’sini, dünya ihracatının %10’unu temsil etmektedir. Euro dünya ülkeleri, dünya nüfusunun %5’ine sahipken, dünya gayrisafi hasılasının %15’ini, ihracatçının ise %29’unu sağlamaktadır. Euro bölgesinde nüfusun az ve yaşlı olması ihracatı zorlarken, ABD’nin büyük nüfusu ithalatı beraberinde getirmektedir. Petrol ve gaz şirketlerinin koydukları özsermaye miktarına elde ettikleri karların yüksekliği dikkati çekmektedir. Amerika seçimlerinde petrol devlerinin Bush’u desteklemeleri anlamsız mıdır bu rakamlara bakıldığında ? Irak ve İran bölgesindeki Amerika stratejileri bu rakamlara bakıldığında ne anlam ifade etmektedir ? Öncelikler ve karmaşalar neden petrol bölgelerinde ? Cevabı net değil mi ? Veee... ülkelerin yönetiminde küresel dev firmaların ne derece etkili olabileceği açık değil mi ? Eee... ne demişler... paranın dini, imanı, vatanı olmaz… Dolarize olmuş bu dünyada petrol, doğalgaz, enerji kaynaklarını yönetenler refahı, kalanlar ise yokluğu, yoksulluğu ve gittikçe artan fakirleşmeyi yaşayacaklardır... Finans devleri firmalar da bu yeni dünya senaryosunun mali planlamacıları olacaklardır...

Haydi hayırlısı ! Herşeye rağmen önce vatan mı ? Yabancıların mülkiyet haklarını sağlayan ve koruyan yasalar da devrede nasılsa... Yaa niye yabancılar son yıllarda Türkiye’de gayrimenkul projelerine bu kadar ilgi gösterdiler !!! Benim biraz algılama ve anlama noksanlığım mı var ? Yoksa bu global düzene göre geri mi kaldım ? Ne olur yardım edin bana ve benim gibilere...

 

 

 

YABANCI SERMAYE GELDİ                                                           SON BASKI  /  ORDU ATILIM



 
Yabancı Sermaye geldi… Hoş geldi, sefalar getirdi… Ülkemizin siyaseten ve ticareten ileri gelenleri Türkiye’nin önünün açık olduğunu, cari açığın, dış ticaret açığının, istihdamın önemli bir sorun olmadığını ifade ediyorlar… Çünkü diyorlar “yabancı sermaye” getirdik Türkiye’ye bu açıkları yabancı sermaye kapatıyor… Sermaye birikimi olmadığı için canım Türkiye’min, yabancı sermaye şart diyorlar… Ülkemizin siyasi haritasına dolaylı yollardan elini sokma cesareti gösteren ülkelerden gelen yabancı sermaye girişimlerini bile hoş karşılıyoruz… Bizlere, en ufak eleştirimizde aba altından sopa gösterenlere “para”, “ticaret”, “satın alma”, “satma” söz konusu oldu mu sesini bile çıkaramayan bir zavallılar ülkesi haline getirildik… Hepimiz suçluyuz !!! Nerede sivil insiyatif ? Nerede yurttaşlık bilinci ? Nerede Güneydoğuda bölücü terör örgütüne karşı vatanın bölünmezliği için gözünü kırpmadan şehit düşenlerin acıları ?
 
Konu “para” oldumu vatanın, milletin ,yurttaşlığın, komşuluğun, istiklal savaşını unutanların sayısı maalesef artıyor… Peki nereye gidiyoruz ? Hangi bedelleri ödüyoruz, farkında mısınız ? Hani derler ya “bindik bir alamete,gidiyoruz (mu ? ) kıyamete”…

Yabancı bu ülkeye reel yatırım yapmaya gelmiyor. Üretim ve istihdama katkıda bulunacak sanayi tesisi kurmaya gelmiyor. Ya neye geliyor ? Cevabını Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED)’in yani Türkiye’deki yabancı sermayeli şirketlerin üye oldukları kuruluşun yayınladığı bir rapordaki tablodan verebiliriz
 

YABANCI SERMAYE RAKAMLARI ( milyon dolar )

                                                2005        2006    %(Değişim)

1) Banka, Finans                                    4.016       7.002       74
2) Haberleşme,ulaştırma                        3.285       6.303       92
3) Perakende ticaret                               68            1.495       1198
4) Üretim                                                788          1.395       77
5) Petrol-kimya                                        174          600          245
6) Diğer(gayrimenkul)                             1.355       2.922       116
Toplam                                                   9.686       19.797     104
Türkiye’nin yurtdışı yatırımı                     -1.078     -934        13
Net                                                         8.608       18.863     119

Kaynak: YASED

Tablodan görüleceği üzere 2006 yılında yabancı sermaye en fazla parayı 7 milyon $’la banka ve finans, 6.3 milyon $’la haberleşme ve ulaştırma, 2.9 milyon $’la gayrimenkul alımına, 1.5 milyon $’la perakende ticarete getirmiş. Üretime getirdiği para sadece  1.4 milyon $ Yani 19.9 milyon $’lık toplam yabancı sermaye girişini sadece % 7 si… Hadi bakalım ne diyecek yabancı sermaye yanlıları ! Bu rakamları yabancı sermayenin kendi derneği açıklıyor… Benim ve benim görüşümde olanların  sadece muhalefet yapmak için yarattıkları bir gerçek değil !!!  Üretime gelecek sermayeye “evet”… Ama rakamlar bunu göstermiyor… Satılık (ız)… her şeyimiz toprağımız, şirketlerimiz, bankalarımız, otellerimiz… Bu satılan şirketlerin önemli bir kısmı , Türkiye’nin dışarıya bağımlı olmasın diye teşviklerle,bu ülkenin insanlarının  bir önceki neslin babalarımızın, dedelerimizin, nenelerimizin kemer sıkma politikasıyla artırdığı, her sene kuyruğa girerek ülkesine ödediği vergilerden ve dışarıdan alınan borçlarla yapıldı… Şimdi ise bir seferde “özelleştirme” ve “yabancı sermaye” ekonomik sorunlarımıza çaredir diye hükümetlerin çıkardığı yasalarla gidiyorlar… Yerlerine ne koyacağız ? İddia ediyorum şirketler içinde üretim yapılan var ise bunlarda en kısa sürede “verimli” değil diye, gayrimenkul ticaretine ve projelerine dönüştürülecek…Unutmayalım ki dünyanın en büyük hazine arazilerine sahip bir ülkede yaşıyoruz… Hazine sıkıştı mı bunları dün olduğu gibi yarın da satar… Bu satıştan kim kazanır ?... İşte yukarıdaki tablo açıkça gösteriyor. 2006 yılında giren 19.9 milyon $ yabancı paradan imalatın sanayiye giden sadece 1.4 milyon $... Geri kalan paraya ne olmuş ? Satın almalar karşılığı satışı yapan kişi ve kuruluşların kasasına gitmiş… Yani gökten düşmüş üç elma; biri ona, biri buna, biri yine ona !!! Ey yurttaşlar size de elmanın “kesmüğü” kalmış… ( Not: Kesmük Anadolu’da kullanılan bir kelimedir. Ne anlama geldiğini çoğumuz bilir, meraklıları da bulur.)    


FAİZ EKONOMİSİ                                                                    29 OCAK 2007   SON BASKI



Hazine Müsteşarlığının açıkladığı verilere göre 2006 yılı sonu itibariyle merkezi yönetimin 344.8 milyar YTL yani yaklaşık 244 milyar dolar borcu var. Söz konusu borçların %52’sini oluşturan 127 milyar doları iç piyasaya, %21’ ini oluşturan 51 milyar doları kamu kesimine, %27’sini oluşturan 66 milyar doları ise dış borçlardan teşekkül etmektedir.

Merkezi yönetimi borçlarından dolayı son 5 yılda faize 185 milyar dolar harcamıştır. Buna karşılık yatırıma ayırabildiği para ise 55.7 milyar dolardır.Bir diğer ifadeyle yatırımın üç katı kadar parayı faiz ödemek zorunda kalmıştır.Bu rakamlar göstermektedirki faiz ekonomisi yatırımların önündeki en büyük engeldir. Faiz oranları ve kur son yıllarda düşmesine rağmen, reel olarak halen on puanın üzerinde faiz ödeyen merkezi yönetim yatırımlara gerekli fonu ayıramamaktadır. Türkiye’ nin kaderini değiştirecek değişim ve gelişim projesi olarak son hükümete gelinceye kadar Türkiye’nin gündem yatırımı hüviyetindeki GAP projesinin bütün aşamalarıyla 32 milyar dolarlık bir proje olduğunu dikkate alırsak, beş yılda faize ödediğimiz paralarla 6 tane GAP büyüklüğünde proje yapmak mümkündü. Bugüne kadar 16 milyar dolar harcanan GAP projesinin son dönemlerdeki durumu da ayrı bir konu tabi ki. Sahi ne durumda GAP ???

Yine bu tür proje büyüklüklerinde örnek vermek gerekirse faize giden bu parayla yaklaşık 9 milyar adet konut yapmak mümkündür ki , bu Türkiye’deki konut stokunun yaklaşık yarısının yenilenmesi demektir.Ülkemizin gelecek sorunlarından en önemlilerinden enerji ile ilgili 5 tane Atatürk Barajı kadar elektrik üretecek baraj yapılabilir bu parayla… Örnekleri saymakla bitmez…

Faiz ekonomisinin, faiz sistemine karşı olduğunu iddia ederek iktidara gelen bir hükümet tarafından tavizsiz yürütülmeye devam edilmesi de kaderin bir cilvesi olsa gerek !.. Türkiye bugünkü ekonomik modeliyle, batı dünyasından başta ABD ve AB nin güçlü ülkelerinden gelen taleplerle “makro nakit yönetimini” başarıyla (!) uygulamaktadır. Üretim ekonomisinden her gün uzaklaşmak zorunda kalınmaktadır. Mevcut durumda reel kararlar alınabilmesi mümkün değildir. Dünya genelinde dolanan ve ağırlıklı olarak Newyork ve Londra finans çevrelerinin kontrolünde bulunan global para akımından bugünkü yöntemlerle faydalanılamadığı müddetçe, medyamızın da gayretiyle hep bir sorun çıkar korkusu verilerek , bugünü de atlattık bakışıyla günlerimizi geçirmek durumundayız.

2007’de hem Cumhurbaşkanlığı hem de genel seçimlerin olması, hükümetin parayı döndürme ekonomisinden en ufak bir tıkanıklığa tahammülü olmadığının göstergeleridir. Bu demektir ki; 2007 yılı paradan para kazanmanın, piyasalar dediğimiz faiz, borsa, döviz ve borsadaki hareketleri takip etmenin ön planda olduğu bir dönem olacak… Güçlü YTL’ye devam ! Reel faize selam ! Üretime bye bye!!!

 

 

 

ABD’ NİN YENİ IRAK STRATEJİSİ                                28 OCAK 2007  ATILIM HABER



Başkan Bush Irak’ta izlenen politikayı değiştirme çabası diye nitelendirdiği yeni stratejisinden Irak’a 20 binden fazla asker gönderilmesi çıktı. Yaptığı açıklamada Irak ‘da bazı hatalar yaptıklarını kabul eden Bush en önemli hatalarının yeterli ABD ve Irak askerini görevlendiremedikleri olduğunu ifade etti. İran ve Suriye’ye de teröristlerle, isyancılara kendi topraklarından Irak’a girip çıkma izni verdiği için suçlamada bulundu. Yeni gönderecekleri takviye askeri güçle başta Bağdat’ta artık temizledikleri mahallelerde kalıp teröristlerin dönüşünü önleyeceklerini söyledi. Türkiye ile de sınırdaki sorunları çözmede birlikte çalışacaklarını belirtti.
 

Daha sonra Dışişleri Bakanı Rice ve Savunma Bakanı Gates yaptıkları açıklamalarda, Irak’tan çekilmeleri halinde Türkiye’nin müdahale etmesinden endişe duyduklarını söylemekle Türkiye ile Kürtler arasında olası bir çatışmadan ve Suriye ve başka Sünni devletlerinde olaya müdahil kalabileceklerinden duydukları endişeyi belirttiler. Bütün bu yeni açıklamalar gösteriyor ki, ABD Kuzey Irak’taki oluşumu ve kürtleri korumayı amaçlamaktadırlar. Sünnilere karşı Şii lider Sadr’a bağlı silahlı güçleri hesap ederek yeni takviye askeri güçlerini hesapladıkları aşikar.

Gelelim konunun bizi ilgilendiren tarafına. Evet ABD Türkiye nin müdahalesinden endişe ediyor. 2007’de seçim yaşanılacak olması ve her kesimden parti liderlerinin yapacağı konuşmalarda seçim kaygısıyla da olsa Türkiye’nin gerekirse sınır ötesi operasyonları yapacak güçte olduğunu vurgulayacak olması ve milliyetçi, ulusalcı beklentilerin önümüzdeki seçimlerde ön planda olacağının anlaşılması ABD’nin endişesini arttıran nedenlerden en önde gelenidir.Nitekim, Sn.Erdoğan’ın son günlerdeki bazı açıklamaları ABD’nin duymak isteyeceği türden değil. Bu tür mesajlar seçim yaklaştıkça artacaktır.
ABD daha önce 1991 Körfez savaşındaki politik stratejisinde Türkiye’den büyük ölçüde destek alarak yön vermiş ve yaklaşık 12 yıl boyunca Türkiye’deki her hükümet çekiç güç’ün görev süresini uzatarak destek vermişti. Türkiye her seferinde başkasının toprağında gözü olmadığını ama Kuzey Irak’taki PKK olayından rahatsız olduğunu dile getirmesine rağmen şimdi ne oldu? Yoksa Türkiye Kuzey Irak’a PKK bahanesiyle girer, Musul’u Kerkük’ü alır oralara yerleşir diye bir korku mu var? PKK konusunda kesin bir tavır ortaya koymayan ABD’nin Kuzey Irak’ta kürt grupların liderleri Barzani ve Talabani’nin isteklerini Ankara’ya kabul ettirme çabaları hepimizin belleğindedir.Bu gruplara silah desteği verdiği de malumdur.
 

Bush’un yeni stratejisinin doğru dürüst bir diplomatik program olmadığı bu açıklamalarla netleşmiştir.ABD’de Baker-Hamilton grubu İran ve Suriye ile diyalog önermişti ama dikkate alınmadı. PKK Irak’taki önceliği değil Bush’un… Bu yeni strateji ile Sunni ve Şii kesimlerden işgal güçlerine gelecek saldırılar ve mezhep çatışmaları durdurula bilinir mi? Muhtemelen hayır…
Bize bu cevabı verdiren en önemli neden tarihin tekerrür edeceği… Geçmişten ibret alınmıyor.
 

1968 Vietnam savaşında durumun kötüye gitmesi üzerine Johnson, yine karşı görüşteki grupların çekilme ve diyalog çağrılarına uymayarak ilave asker takviyesiyle daha hızlı olarak savaşı bitirme stratejisini devreye sokmuştu. Ne var ki ABD uğradığı yenilgi ile 1973’de Vietnam’dan geri çekildi. Bugün Irak’taki Bush’un yeni stratejisi ile benzer çok yanları var geçmişteki Vietnam stratejilerinin…
 

Görünen o ki, Ortadoğu 2007’de yeni sahnelerde yeni oyunlara gebe. İran ve Suriye Bush’un açıklamalarını kötü bir yeni yıl hediyesi olarak karşıladılar. ABD basını da ciddi gazete başlıklarıyla yeni planı yerden yere vurdu. Washington Post planı “çok riskli ve Irak’ta istikrar sağlaması çok zor” diye nitelendirirken; New York Times “Gerçek Felaket” diye başyazıda Bush’un savaşı çoktan kaybettiğini yazdı. Ne enteresan ki Ankara Dışişleri kaynaklı resmi açıklamalar “tespitler doğru,öneriler yapıcı” gibi ifadelerle Türkiye’nin ABD ile yakın diyalog ve işbirliğini sürdüreceğini ifade ettiler… Haydi hayırlısı diyelim… 1 Mart tezkeresindeki bazı pişmanlıklar devam mı ediyor ne ?.. İç politika malzemesi olarak dik ve korkusuzmuş gibi ifadelerle tıpkı – Avrupa Birliği meselelerinde olduğu gibi – ABD meselelerinde zaman zaman gürleyen sesler malum medyamızın ön sayfalarında seçimden önce ne olur ne olmaz endişesiyle siyah puntolarla yer alırken, resmi Ankara açıklamaları daha ılımlı ve daha mazbut şekilde büyük medyamızın iç sayfalarında, köşelerde ancak dikkatli gözlerin okuyabileceği şekilde yer alıyor… Ne diyelim ! Her medya layık olduğu hükümet, her hükümet layık olduğu medya ile yönetilir.
 

 

 

MERHABA 2007,  ELVEDA 2006                                29 Aralık 2006                 SON BASKI




Yeni bir yıla giriyoruz… Her zaman yeni kelimesiyle ümit ve yeni başlangıçların çağrışımıyla bir heyecan kaplar içimizi… Yeni kararlar alırız… Eskimiş ve değersiz bulduğumuz bazı şeyleri değiştirmeye yönelik “değişim” rüzgarları eser içimizde … Özeleştiriler yapıp iç dünyamızda, yepyeni pozitif duygularla yaşamı algılamaya başladığımızı sanırız… Ama… Bir yıl denilince çok uzun gibi kalan zaman süreci o denli hızlı hareket ederki, değiştirmeyi planladıklarımızın bir kısmını veya bazen hiçbirini yapamadan yeni takvim yaprakları masamıza konulur… Anlarız ki bir yıl daha geçmiştir Kimimiz için sessiz sessiz kimimiz için çığlık çığlığa!

Diğer tarafta yaşadığımız ülke, yaşadığımız dünya da yerinde durmaz… Tutamayız onları… Habire dönerler hem kendi etraflarında, hem de birbirlerinin… Kimimiz için vazgeçilmezdir, canım Türkiyem’dir, kimimiz için canından bezdirdiği bir ülke… Öyle bir dünyadır ki ; hani şarkılara, türkülere, şiirlere yansıdığı gibi… Öyle kavanoz dipli bir dünyadır ki, baktığında kavanozun dibine kimine mavi bulutlar, mavi denizler; kimine siyah bulutlar, siyah duygular olarak yansır !.. Oysa, dünyamızı, ülkemizi, çevremizi “yaşanılır”da kılanlar, “yaşanmaz”da kılanlar bizlerizdir, yani insanlar ! Önce “insan”! Hani derler ya “adam gibi adamdı…” işte öyle…

Sevgili okuyucularımız, can dostlarımız…Yaşamı yaşadıklarımızı yaşatılanları fark etmeden, farkına varmadan anlayamayız neden ve niçin bu yaşamın bize verildiğini… Ne olur artık fark edelim olup bitenleri…Farkında olalım ve insan olmanın onuruyla davranalım yaşamın getirdiklerine…Bir kısmınız okumuştur, geçenlerde bir gazetenin sayfalarında… 24 yaşında genç, çağdaş ve hoş bir Avukat İpek Ertürk arabasını Boğaz Köprüsünde durdurup, korkuluklardan atlayarak yaşamına son veriyor… Arabasında bıraktığı evraklarda hepimizin beynine, yüreğine kazıyarak yazması gerekli bir not bırakıyor. Diyor ki yavaş yavaş delirdim kimse fark etmedi!

Sarsıldım bu notla… Ne diyordu bizlere ölüme gitme cesaretini gösterip geridekilere akıllı bir mesaj veren genç arkadaşımız?… Fark etmediniz !..Düşünüyorum da ben,sen, çoğumuz neden fark etmedik, fark etmiyoruz? Şöyle bir geçmişi kurcalayın bakalım… Bugüne kadar yaşamınızda neleri fark etmediniz… Bugün çevremizde, ülkemizde, dünyada olup bitenlerden neleri fark edebiliyorsunuz… Yitip gidenleri fark etmek daha kolay…Elimizden, yüreğimizden,gönlümüzden neler gidiyor veya gitmek üzere de farkındamıyız?
Nasıl bir dünya düzenine sürükleniyoruz da farkında mıyız? Ülkemizde,sokağımızda evimizde neler değişiyor da farkında mıyız? Eğer farkında değilsek bir şeylerin kim veya kimler suçlu? Belki hepimiz, belki de ?.. Bitmez bu sorular,bu belkiler… Ama biliyorum ki bu gidiş iyiye değil, farkındayım! Hadi birlikte farkına varalım pek çok şeyin… Aşkların,sevgilerin,dostlukların,insanlığın,paylaşımın,adaletin,vatanın,dünyanın…

2007 ‘nin hepimize, fark edeceğimiz ve fark ettireceğimiz anlar getirmesi dileğiyle sağlık ,mutluluk ve bereket getirmesini diliyorum…Kalın Farklılıkla!

 

 

KISA VADEDE MUHTEMEL EKONOMİK GELİŞMELER         18 Aralık 2006     SON BASKI


2006’nın son dönemlerine girdiğimiz bu günlerde ekonomi piyasaları dendiğinde akla gelen ilk üç kavram; döviz ve faiz ile ilgili beklentiler de netleşmeye başladı.

ABD, euro belgesi, gelişmekte olan Asya bölgesinden ( Çin, Hindistan ) gelen dış verilerin içeride yaratacağı etkiler gittikçe dışa bağımlı hale gelen ekonomimiz için önem arz etmektedir. Türkiye bugün itibariyle reel sektörlere dayalı üretim ve istihdam yaratarak büyüyen bir ekonomik model yerine ; sıcak para hareketleriyle kendini finanse eden hizmetler sektörüne dayalı ve ithalat destekli büyümeye bel bağlamış durumda. Böyle olduğu için de ekonomi sayfalarında sanayi ve teknolojiye dayalı, ihracat ağırlıklı ekonomi haberleri yerine borsa döviz ve faiz ne oldu, niçin oldu gibi gündem daha ön plandadır. Amerika’ dan ve Avrupa’ dan gelen veriler doların yıl sonuna kadar 1.500 YTL’ yi geçmeyeceği; Türkiye’de içsel dinamiklerden kaynaklanan bir belirsizlik ve yanlış yönetim kararı verilmediği müddetçe 2007 yılında da 1.600 YTL’yi aşmayacak bir kur tahmininde bulunmak mümkündür. Avro nun dolara karşı değeri ise 2007 yılı boyunca 1.30’ ların altında bazı istisnai dönemler hariç inmeyecek gibi görünüyor. Özellikle Çin’ in bugüne kadar sadece dolar bazında tuttuğu rezervlerini başta avro olmak üzere çeşitlendireceğini açıklaması doların yukarı yönlü hareketine engel teşkil etmektedir. Borsa tarafında ise Türkiye Haziran krizinde kaybettiği teknik puanları ancak toparlamış ve diğer gelişmekte olan piyasalara göre 2006 yılında daha az getiri sağlamıştır. Borsanın üçte iki ağırlığını yabancıların teşkil ettiğini de dikkate alırsak yabancı alım ve satımlarının önemi 2007’de de devam edecektir. Kriz sırasında 41-42 milyar dolaylarına inen Türkiye’deki sıcak para stoku, Kasım verilerine göre tekrar 61 milyar dolar seviyelerine yükselmiştir. Bunu yaklaşık 5 milyar doları yüksek reel faiz getirili hesaplarda mevduat olarak göründüğüne göre yabancı fonların yeni yıl tatilinden dönüşünden itibaren hisse senedi piyasasına girme şansı da vardır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili AKP’ nin alacağı pozisyon, hisse senedi piyasasını direkt etkileyecektir. Şu andaki beklentinin tersine başbakanın aday olmaması borsayı ciddi anlamda yukarılara taşıyacaktır. Faiz cephesinde ise Türkiye para politikalarına bağlı bir ekonomi yöntemi ile idare edildiğinden ve yüksek borçlu ve de yüksek cari açıklı bir ülke olduğundan 10 puanın altında reel faiz verecek bir düzeye henüz gelememiştir. Seçim yılı olmasını da göz önünde bulundurursak sıcak para çıkışlarına engel olmak açısından reel faizleri düşürmek pek mümkün görünmemektedir. Nitekim Merkez Bankası başkanı bu yönde bir açıklama yapmış ama akabinde Sayın Başbakandan fırçayı kamuoyu önünde yemiştir (!)… Kanaatimce Merkez bankasının görüşü doğruya daha yakındır. Enflasyon odaklı sorumluluk alan Merkez bankasının faizleri ciddi oranda düşecek ve bunun getireceği riskleri üstlenecek psikolojik ve ekonomik gücü yoktur… İnşallah yanılırız…

Ayrıca bugüne kadar yaşadığımız tecrübeler göstermektedir ki, hükümet MB’nı eleştiriyorsa, banka doğru yoldadır (!). Hem de yabancılara söz verdik: MB bağımsızdır diye (!).. Ama ancak para yönetimi ile kısa vadeli ekonomik bir döngüyü sağlayabilen bir siyasi otoritenin 2007 yılında geçireceği iki seçiminde getireceği baskılarla ekonomik yapısal değişikliklere gideceğine ihtimal vermiyorum…

2006’ya benzer, ama siyasi riskleri daha yüksek bir 2007 yılının hepimize sağlık, mutluluk ve bereket getirmesini temenni ederim.

 


 

 

2007 YILI HÜKÜMET BÜTÇESİ                                    17 Ekim 2006     SON BASKI


Hükümetlerin bütçe çalışmaları ve görüşmeleri bir zamanlar Türkiye’nin siyasi ve ekonomi gündeminde önemli yer tutar, özellikle Tv deki görüşmelerde iktidar ve muhalefet partileri ciddi hazırlıklarla kamuoyunun önünde tartışmalarda bulunurlardı. Liderlerin form durumlarını test etmek içinde iyi bir fırsat olurdu. Dikkat ederseniz AKP iktidara geldiğinden beri bütçe çalışmaları ve görüşmeleri medyada çok ön planda görünmüyor.. Örneğin, bugünlerde 2007 bütçe çalışmaları yapılıyor kaçımız bunun farkındayız ve medyanın gündeminde kaçıncı sırada ? Herhalde bütçe çalışması yapan, hedeflerle performanslarını bu plana, bu programa göre ciddiyetle yapan kurumsal özel şirket kuruluşlarının ilgili yöneticileri ve kamunun yöneticileri dışında ülke vatandaşımızın çok umurunda değil…. Nedenini biliyorsunuzdur sayın yurttaşlarımız; ama hatırlatmakta fayda var. Çünkü, Türkiye Cumhuriyetinin bütçeleri son yıllarda IMF’nin verdiği hedefler, rakamlar ve şablonlara göre yapılıyor. Bunun haricinde bütçede fazla oynama yaparsan tokadı yersin … Hani piyasalar ne oluyor diye konuşuyoruz ya, işte o piyasalar bu şablonlara uymasa karışır, hepimizin iş yaşamı allak bullak olur…


Oysa bütçenin hepimiz için çok önemi olması gerekir. Çünkü bütçeyle gelecek yıl sevgili halkımızdan ne kadar para toplanacağı ( bütçe gelirleri ) ve bu paraların nerelere harcanacağı ( bütçe giderleri ) belirlenir. Türkiye Cumhuriyetinin değerli parlementerleri bu kadar değerli bir çalışmaya pek alaka göstermezler, Zira onların elleri ve kolları iktidardakiler için ‘yes’, muhalefettekiler için ‘no’ anlamında şekil alır. ( Görüyorsunuz yayınlarımızda global kelimeler kullanıyoruz. Galiba bende T.C vatandaşlığı yerine, global vatandaşlığa terfi ediyorum! ) Yani formaliteler yerine getirilir.


Sevgili dostlarım çok ilgilenmesenizde ben size 2007 yılının bütçesi ile ilgili bazı ipuçları vereyim.


Bütçenin gelir kalemindeki vergiler azaltılmayacak. Dolaylı vergiler yani KDV ve ÖTV gibi direkt cebinizden günlük çıkan vergilerin ağırlığı devam edecek. Özelleştirmeler iyi yapıldığı için eski KİT lerden gelecek kaynak yok gibi. Özelleştirme satışlarından gelecek paralar giderek azalıyor. Bu durumda gelirleri arttırmak güç gibi


IMF gider tarafını iyi kontrol ediyor. Faiz dışı fazlaya çok özen göstererek harcamalara fren koyuyor. Zaten borç miktarı fazla olan ve sürekli yüksek reel faiz vererek nakit akımını döndüren bir maliye politikamız olduğu için gelirlerin çok önemli bir kısmı faiz ödemelerine gidiyor. Sosyal güvenlik kuruluşlarının açıkları, ve kamu personeli ödemelerinide buna ilave edersek sevgili T.C vatandaşları, hükümetinizin yapacağı yatırım, yaratacağı istihdam kalmıyor. İlgili bakanların yaptığı ön açıklamalardan 2007 yılı bütçesinin önce felsefe, sonrada icraat anlamında 2006 dan çok farklı olmayacağı anlaşılıyor.


Dalayısıyla hükümet 2007 de bütçe açığını büyütmeyi faiz dışı fazlayı küçültmeyi ve harcama kalemlerini açmayı düşünüyor ise 2007 seçim yılından beklentileri olanlar hayal kırıklığı yaşayacak gibi görünüyor. Tabiki şimdilik… önümüzdeki seçimlerde çok özel gelişmeler olmazsa IMF kontrolündeki 2007 bütçesi halkımızın refahına pek katkıda bulunmayacak … olsun varsın… Biz yinede akrabalık komşuluk ve arkadaşlık, dostluk ilişkilerimizle dayanışma halinde yaşamaya devam ederiz ve demokratik yurttaşlık haklarımızı kullanmadan bir seçimi daha idare ederiz dimi ??? Unutmadan bir şey daha söyleyeyim; Maliye Bakanı 2007 yılında mevcut vergilerde artışa gidilmeyecek diyor ya, demek ki yıl sonuna kadar vergi ve harçlarda mutlaka artış veya yenileri olacak. Alın sizin bütçenizde bir delik daha hükümetin bütçesini yamamak için…

 

 

 

2006’ NIN SON ÇEYREĞİNDE EKONOMİ VE PİYASALAR      28 Eylül 2006  SON BASKI



Türkiye ekonomisi 2006 yılını Mayıs ayındaki dalgalanma hariç makro hedeflere yakın rakamlarla tamamlayacak gibi görünüyor. Bu görüntünün her şeyin yolunda olduğu ve yarınlara güvenle bakabiliriz anlamına gelmesi gerekirken, maalesef piyasa oyuncularının ve halkın davranışları bu yönde değil. Neden? AKP Hükümetinin büyük bir çoğunlukla tek parti iktidarı olarak hem IMF ile birlikte Kemal Derviş döneminden kurgulanması yapılan makro ekonomik planları aynen devam ettirmesine, hem de enflasyonu tekli rakamlara çekmesine ve büyümeyi % 5’ lerin üstünde tutmasına rağmen hepimiz ekonomik geleceğimizden endişeliyiz. Bunun nedeni; ekonomik bağımlılıktır. Ekonomik bağımlılık siyasi bağımlılığa yol açan ön hastalıktır.

Kişisel yaşamımızdan bir örnekle bir soru soralım. Arkadaşından önemli oranda borç aldığında ve bu borç süreklilik arz ettiğinde, o kişiye karşı davranışlarında özgür iradenin sana söylediklerini uygulayabilir misin? Cevap net : Hayır. Bir ülke düşünün ki Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Osmanlı’dan kalan borçları dahi kabul edip ödemiş, kapalı ekonomi modeli içinde 1940’ları, 1950’leri tutumlu bir yaşamla geçirmiş, 1965’lerden itibaren Amerika yardımları ile başlayarak uluslararası piyasalardan borçlanarak ilk sanayi ve enerji yatırımlarına başlamış, 1980’lerden itibaren uluslararası piyasa kurallarına kapılarını ve AB’ ye gireceğim diye gümrüklerini açmış. Böyle bir ülkenin iç piyasası dahi artık dış piyasalardan etkilenmeye açıktır. Ne yani bu oyunun içinde olmasa mıydık; AB’ye, ABD’ye kapalı mı kalsaydık diyebilirsiniz. Cevabım; oyunun kurallarını rakibin gibi oynamaya gücün varsa tabi ki açık ekonomi modeliyle yola devam etmek. Ama böyle bir gücün olduğuna inanmıyorsan veya gerçek anlamda yoksa o ligde maç yapmamak gerekir. Ancak, bu saatten sonra Türkiye’de kimse AB’ye girmeyelim, ABD ile ilişkilerimizde haddini bildirelim gibi söylemleri açık ve net olarak ifade edemez. Hangi siyasi lidere bu konularda soru sorsanız cevaplar ne evet, ne de hayır gibi kısa cümleler şeklinde olmaz. Paragraflarla ifade etseler dahi aslında cevap veremezler çünkü bu bir güç ve denge oyunudur.

Bu bakış açısıyla ya ne olacak piyasaların durumu, ekonomik refahımız, gelirimiz artacak mı gibi soruların cevabı; içerden gelecek sesler kadar, dışardan gelecek seslere de kulak vermekten geçmektedir. Bugün ekonomi piyasalarından bahsedildiğinde hepimiz döviz, faiz, borsa üçlüsünü izleyerek kararlarımızı vermekte, tahminlerimizi yapmaktayız. Benim döviz ile, faiz ile, borsa ile ilgim olmaz diyenler de dolaylı olarak olanlardan etkilenmektedir. Artık hiç ilgisiz olmak bile piyasaların domino etkilerinden kurtulmamızı sağlamaz. Sadece hepimize bedeli ödemede düşen pay eşit yansımaz. En ilgisiz dağ başındaki çoban bile piyasalardaki olumsuzluğun faturasına katlanmak zorundadır. O, bunu dolaylı vergi yoluyla öderken birilerimiz daha direkt bedelle öderiz. Örneğin; işimiz batabilir…


Mayıs ayında ufak bir dalga yaşadık. İkincisi ne zaman ? Türkiye ve benzeri gelişmekte olan ülkelerle ilgili dışarıdaki uluslararası kuruluşların rapor ve yorumlarına bakarsak ikinci bir dalga gelecek gibi. Gerek veriler, gerekse yorumlar ve tavsiyeler bunu doğrular yönde. Gelecek yılın seçim yılı olması nedeniyle siyasette riskler büyüyor. Faizler yüksek, reel faizler çok yüksek, ekonomide riskler büyüyor. Piyasaların ipleri zaten yabancıların elinde. Örneğin; İMKB’nin üçte ikisi yabancıların portföyünde. Dün dalgalı kur iyi olur diyenler, şimdi acaba sabit kur mu diye fikirler yürütüyorlar. Türkiye gel-gitler içinde bir yön bulmaya çalışıyor ama kendi iradesi ile bu konuda kısa vadede çözüm bulması zor. Hepsinden önemlisi üretime ve ihracata dayalı tarımı tamamen safdışı bırakan bir ekonomi politikası ile rekabetçi ve güce dayalı bir ekonomik davranışımız olamaz uluslararası piyasalara karşı. Bugünkü büyümemiz ithalata ve ucuz dövize bağlı bir model ve kesinlikle geçici. Buna gelir dağılımının çarpıklığını da ilave edersek 2006’nın son çeyreğinde olmasa bile 2007’de bir dalgalanma olasılığı güçlü görünmekte. Tedbirli ve ihtiyatlı gitmekte, bugün alacağımız ekonomik önlemleri yarına bırakmamakta ve riskleri dağıtmakta fayda var.
 

 

 

 

ENFLASYON VE PİYASALARDAKİ BEKLENTİLER 04 AĞUSTOS 2004


Temmuz’da toptan eşya fiyatları (TEFE) yüzde 1.52 geriledi. Tüketici fiyatlarında (TÜFE) ise yüzde 0.22 oldu. Gerilemede tarım fiyatlarındaki mevsimsel gerileme önemli bir rol oynadı. Ayrıca, gıda fiyatlarındaki yüzde 0.6’lık düşüşün de TÜFE artışının düşük çıkmasına neden olduğunu söyleyebiliriz. Bu düşüşle TEFE’de yıllık enflasyon yüzde 9.44’le yeniden tek haneye indi. TÜFE’de ise yıllık oran önceki aya göre biraz artarak yüzde 9.57 oldu. Eğer, beklentilere uygun olarak IMF ilişkilerinde bir sıkıntı yaşanılmazsa hükümetin yıllık yüzde 12’lik hedefini tutturabileceği görünüyor. Ancak, 44 dolarlık fiyat ile 1983 yılından beri en yüksek seviyesini gören petrol fiyatlarındaki artış tüm ithalatçı ülkeler gibi Türkiye için de en önemli risk olarak karşımızda durmaktadır. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) Başkanı’nın üretimi hemen arttırabilmelerinin mümkün olmadığını beyan etmesi kısa vadede, yüksek talep baskısı ve Ortadoğu’daki şiddet olaylarının etkisiyle de sorunun öneminin büyüklüğüne işaret etmektedir.

Piyasaların görüşlerine önem verdiği JP Morjan, Deutsche Bank gibi kuruluşların raporlarında IMF ile üç yıllık anlaşmanın yerinde olacağını belirtmeleri; cari açık, dış ticaret açığı ve kamu finansmanı gibi konulardan doğabilecek endişeli beklentileri hafifleteceğinin ifadeleridir. Geçen hafta büyük holdinglerimizin Yönetim Kurulu Başkanları Sayın Mustafa Koç, Sayın Güler Sabancı ve Merkez Bankası Başkanı Sayın Serdengeçti’nin de kısa aralıklarla benzer beyanatlar vermesi, IMF ile yapılacak anlaşmanın biran evvel sonuçlandırılması yönünde hükümete dolaylı mesajlardır. Bütün bunlar, IMF rotalı bir makro politika olmadığı durumlarda hükümetin populist ekonomik politikalar uygulayabileceği endişesinden kaynaklanmaktadır. Piyasaların faizden borsaya, kurdan enflasyona kadar beklentilerinin en önemli anahtarı son yıllarda olduğu gibi yine IMF... Ekonominin tüm oyuncuları IMF ile birlikte yürümenin doğruluğundan söz etmekte. Ama biz bir kez daha 1991 – 2001 yılları arasında Arjantin – IMF birlikteliğinin sonuçlarının da unutulmaması gerektiğini hatırlatalım... Geçmişi unutmadığımız ölçüde hata riskimiz azalacaktır.

 


İHRACATTA KURUN ETKİSİ 04 AGUSTOS 2004


İhracat ithalat dengesinde Türkiye aleyhine gelişen dış ticaret açığı sorununda paramızın kur karşısındaki değerinin önemli rolü olduğuna dair yaygın bir görüş vardır. Hatta, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Sn. Tüzmen ve İhracat lobisi sık sık kurun ihracatçıların lehine geliştirilmesi yönünde temennilerde bulunurlar. Merkez Bankası’nda görevli üç araştırmacı Faruk Aydın, Uğur Çıplak ve Eray Yücel’in “Türk Ekonomisi İçin İhracat Arzı ve İthalat Talebi Modelleri” adlı değerli araştırmaları ihracatta kurun etkisinin çok da önemli olmadığını ortaya koymuştur. Araştırmada reel milli gelirin uzun vadede ihracatı etkileyen en önemli değişken olduğu sonucu çıktı. Buna göre milli gelirdeki her yüzde 1’lik artış uzun vadede ihracatı yüzde 1.9 arttırıyor. Yani, yaklaşık 2 katı bir artış. Kısa dönemde ise reel gelirin ihracata etkisi az. İhracat fiyatlarındaki yüzde 1’lik artış ise uzun vadede ihracatı yüzde 1.1 düşürüyor. Kısa vadede bu etki azalıyor. Birim işgücü maliyetlerdeki yüzde 1’lik artış ihracatı hem kısa, hem de uzun vadede yüzde 0.2 oranında düşürüyor. Buna göre ihracatta son yıllarda yaşadığımız gerçekler, araştırmanın neticeleriyle örtüşüyor. Yani TL. değerlendiği ve kurlar beklenilen oranda artmadığı halde ihracat artıyor. Demek ki, bu sütundan sık sık vurguladığımız bir gerçek de bu araştırmayla desteklenmiş oluyor. Ücretlerin gerilemesi ve verimliliğin artmasıyla düşünülen birim işgücü maliyetleri ihracatın artmasında en önemli etken. O halde ihracat ürünlerimizin ve hizmetlerimizin satışında yeni rekorlar kırabilmemiz için maliyetlerin içindeki emek değerinin düşük tutulmasına devam edilmelidir. Herhalde, ne dediğimiz bir kez daha anlaşıldı !!! İhracat lobisinin asgari ücret belirlemesinden önce verdiği mesajlar da tam yerine oturmuş oldu. İhracatın rekorlar kırmasına katkıda bulunan tüm çalışanlara ülkemiz adına bir vefa borcumuz daha oldu ! ...
 


PİYASALARDA ENFLASYON MORALİ ÖZELLEŞTİRME TEDİRGİNLİĞİ

04 HAZİRAN 2004


Bu haftaki ekonomik veriler genelde olumlu. Tüpraş özelleştirilmesi ile ilgili İdari Mahkeme’nin satış iptal kararı hariç genel olarak piyasalara pozitif moral geldi. Özellikle enflasyon rakamlarının yıllık bazda son 32 yılın en düşük düzeyine, beklenilen tek haneli rakamlara düşmesi piyasalara moral verdi. Tüketici fiyatları      % 8.88 ile, TEFE ise % 9.56 ile sevindirdi. Ayrıca, 42.5 dolara çıkan petrol fiyatları, OPEC bakanlarının günlük 2 milyon varil üretim artışı için uzlaşmaya varması ile 40 dolar seviyelerine geriledi. Ancak, Irak ve Ortadoğu’da ABD ile ilgili belirsizlikler devam ettikçe petrol fiyatlarında, emtea piyasalarında yukarı aşağı fiyat hareketleri devam edecek gibi görünüyor.

Faiz cephelerinde 05.10.2005 kağıdında % 27 civarındaki faiz ile hafif bir gevşeme yaşandı. 2005-2006 dış borç ödemelerinde belirginlik olmadığı müddetçe piyasalarda tedirginlik olacaktır.

IMF heyetinin 8. Gözden Geçirme görüşmeleri çerçevesinde yaptığı temaslarda finansal piyasalardaki dalgalanmalar ve ilk defa orta vadeli beklentiler konuşuldu.

ABD’den beklenen istihdam rakamı da pozitif geldi. Mayıs’ta ABD ekonomisinde 248 bin kişiye yeni istihdam yaratıldığı açıklandı. Beklenti 216 bin’di.

Olumlu haberler ve gelişmeler döviz piyasasına da yansıdı ve dolar 1.491.000 seviyelerine kadar geriledi. Hafta içinde 1.525.000’e kadar çıkan dolar, geçen haftanın son işlem günündeki 1.494.000’ye göre % 0.02 değer kaybetti. Euro ise 1.825.000 seviyelerinde % 0.01 değer kaybetti. Parite 1.2225 olarak gerçekleşti. Parite hareketlerinin 1.20’ler civarındaki bir miktar üst pozisyondaki teknik beklentisi devam ediyor. 

İç piyasalardaki beklentilerin ışığında doların hareketi 1.500.000 seviyelerinde devam edecek, 1.490.000’ın altına kısa vadede düşme beklentisi yok. TMSF’na Çukurova Grubu’nun yeni bir teklif götürdüğü haberi, enflasyondaki moral ile birleşince      IMKB-100 haftayı 17.708 ile en yüksek seviyesinden kapadı. Haftalık % 2.2 getiri sağladı.

Borsada özelleştirme ve Çukurova Grubu’nda olduğu gibi özel haberlere bağlı dalgalanmalar olabilir. Yatırımcıların günlük hareketlerde dikkatli olmasında fayda var.

1 Milyar TL. bir haftada ne oldu ?

$                   997.992

Euro              998.905 

IMKB-100     1.021.988

Faiz             1.005.000 


ÖZELLEŞTİR-(ME)! 04 HAZİRAN 2004


Evet, her hükümetin programında yer alan özelleştirme, bu hükümet devrinde de özelleştirilemedi ! Enteresan bir ifadede bulunduk. Özelleştirme özelleştirilemedi !

Türkiye’nin en büyük ve en çok kar eden sanayi kuruluşu Tüpraş’ın özelleştirilmesi mahkemece iptal edildi. Şimdi Özelleştirme İdaresi Danıştay’da temyize gidecek. Sonuç ne olursa olsun iş uzayacak ve sıkıntılı, dedikodulu, yorucu bir dönem yaşanacak. Özelleştirme yapılırken uluslararası konjoktür ve iç piyasalardaki beklentiler çok önemli. Ancak, hükümetin kadrolaşma yaparken bu gibi ciddiyet, kararlılık ve güvenilirlik gerektiren işlerde deneyimli, özel sektör tecrübesi de olan, hukuk ve mevzuatla ilgili prosedürlerin uygulanmasında dikkatli olan, yıpranmamış ve hızlı hareket edebilen insan kaynaklarına ihtiyacı var. Tüpraş örneğinde olduğu gibi işin önemli aşamaları geçilip, sonuçlanma aşamasında hukuka takılmak iş bilmezliğin de bir işareti değil mi ? Satılan şirket bir özel sektör malı değil, kamu malı olduğu için buradaki süreç ayrı bir titizlilik istiyor. Aksi takdirde, bugüne kadar yapılanların da bir değeri kalmıyor. Ayrıca, her iktidarda özelleştirmenin ayrı bir yap-boz oyunu haline getirilmesi özellikle istikrarlı ve güvenli ilişkilerde bulunmak zorunda kaldığımız kurum ve kişilerde geleceğe yönelik tereddütler oluşturuyor. Bunu takip eden özelleştirme isteklerine ciddi talep gelmiyor ve Türkiye riskini içerdiğinden fiyatlar aşağı düşüyor. Şirketler daha önceki dönemlerde konuşulan fiyatları etmiyor. Bunları yaşadık. Öğrenmemiş olmamız toplumsal hafızamız açısından üzücü. Gittikçe geldiğimiz nokta; Özelleştirme İdaresi’nin de özelleştirilmesi... Ne dersiniz ? Herşey daha makul olmaz mı ? Yoksa, esasında bilip de bilmezden gelmemiz gereken önceden tasarlanmış bir özelleştirme senaryosu mu var daha derinlerde ? ...


KUR, BORSA, FAİZ ÜÇGENİNDE DÖVİZ UÇUYOR 07 MAYIS 2004


Dolar ($) yükselişini sürdürerek 1.500.000.-TL. seviyelerine yükseldi. ABD istihdam verilerinin beklenenden pozitif çıkması 1.500.000.-TL. ve üstünü zorlamaktadır.

Geçen haftayı 1.420.000.-TL.’den kapatan doların haftalık getirisi % 5.6 gibi önemli bir oranda gerçekleşti. Euro 1.795.000.-TL. seviyelerinde haftalık % 5.5 kazanç getirmiştir. Parite Ø 1.195 seviyelerinde olup, psikolojik sınır 1.20’yi henüz aşmamıştır. Kur sabitlemesi yapılmayan işlemlerde söz konusu parite iç piyasa için dengesizlik yaratmamaktadır.

Borsa IMKB 100, bu haftayı beklenilenin altında 17.001 seviyesinde kapatmıştır. ABD ekonomisindeki beklenti ve gerçekleşmelerle dolar, dolar arz talebindeki değişimler ve iç siyasi konjoktürdeki gelişmeler özellikle YÖK ve İmam Hatip tartışmaları borsadan çıkışı hızlandırmıştır.

Haftalık kayıp % 5.6 seviyelerinde yüksek oranda olmuştur. Geçen hafta borsa döviz değişimi yapanlar haftalık % 10’un üzerinde net getiri sağlamışlardır.

Yaz durgunluğuyla birlikte gelecek aylar halka arzların gündemde olduğu bir döneme gelmektedir. 28 Haziran’daki Nato Zirvesi ve 10-13 Haziran AB Parlementerler seçimleri ile ilgili haber ve beklentilerin getirebileceği hareketler dışında önümüzdeki kısa dönem pozitif görünmemektedir. Ancak unutulmamalı ki, borsadaki hızlı ve dik düşüşlerin peşinden dik çıkışlar olabilir. Özellikle 17.000 seviyelerinin altında 16.500’e inildikçe günlük dikey çıkışlar kazanç getirebilir.

Repo faizlerine gelince, yükselen trendlerde direnç % 23.3 seviyelerinde, haftalık repo faiz ortalaması ise % 22.4 olarak gerçekleşmiştir. Dövizdeki yükselişle karşılaştırıldığında en verimli noktalarda alım-satım işlemlerinde dahi 1-2 puan civarında getiri olmaktadır.

Kurlardaki gelişme önümüzdeki haftalarda faizlerde oynamalara neden olabilir. İç piyasa yatırımcıları borsadan ziyade kur ve faiz oranlarına göre parasal hareketlerini düzenlemektedirler.

1 Milyar TL. bir haftada ne oldu ?

$                 1.056.000

Euro            1.055.000 

IMKB              944.000

Repo            1.010.000 


MAKRO  PİYASALARDA 2004 BEKLENTİLERİ 07 MAYIS 2004


Son günlerde yaşanılan gelişmeler ve ekonomik verilere göre 2004’ün bundan sonraki dönemleri ve gelecek yıl için gelişmiş ülkelerin mevcut para ve maliye politikalarını bugünkü haliyle sürdürebilmeleri mümkün görülmüyor. Makro ekonomik politikalarda başta ABD olmak üzere yapılacak değişiklikler, gelişmiş piyasalarda faizlerin yükseleceği sinyalini vermektedir.

Dolayısıyla, faiz farklarından Türkiye ve benzeri gelişmekte olan ülkelere dönemsel geçiş yapan sermaye ve fon hareketleri geri dönüş yolculuğuna başlayacaktır. Bu nedenle başta Çin olmak üzere Asya ülkelerinin üretimi ve ihracat hacimleri dolar ve faiz gelişmelerine göre etkilenme sürecine gireceklerdir. 

2003 verilerine baktığımızda Türkiye de dahil bu tür pazarlardaki ticari dengelerde bozulma dikkati çekmektedir. Dış ticaret açıklarındaki büyüme nedeniyle, IMF ve diğer yönlendirici uluslararası kuruluşlar uyarıda bulunmuşlardır. ABD’deki faiz yükselmelerinin çok hızlı gerçekleşmeyeceği tahminleri 2004 yılı için radikal değişime işaret etmese de piyasalar dikkatle izlenmeli, hükümet mali ve para politikalarına hassas olmalıdır. Bugünkü mevcut pozitif faktörlerin etkisi azalabilecektir. Dolayısıyla üretim, istihdam, ihracat, dış dengedeki bozulma gibi konularda yapısal değişiklikler için senaryolar ve buna bağlı uygulamaların elde hazır tutulmasında fayda vardır.

Konjoktürel olarak bugüne kadar önemli yapısal değişikliklere ihtiyaç olmadan karnesinde başarı notu gözüken hükümet, bu değişikliklere hazırlıksız yakalanırsa hem prestij kaybeder, hem de güven ortamının kaybolmasıyla sıkıntılı bir dönem yaşayabilir. Ekonomik gelişmelerle birlikte hükümetin özellikle iç siyasette yarattığı acaba (!) sorularına da dikkat etmesi gerekiyor. Özellikle eğitimle ilgili tartışmaları ve toplumsal huzursuzluğu gündemde tutmak hepimizin zararına olmaktadır.

 


ENFLASYON DÜŞÜYOR, FAİZ DÜŞMÜYOR 07 MAYIS 2004


Haziran ayı enflasyon oranları bir önceki sene tüketici fiyatlarında (TÜFE) yüzde 0.13, toptan eşya fiyatlarında (TEFE) yüzde 1.05 azaldı. Yıl sonunda hükümet bütçesinde yüzde 12 olarak hesaplanan enflasyon yılın ilk altı ayı itibariyle TÜFE’de yüzde 3.05, TEFE’de yüzde 8.14 olarak gerçekleşti. Haziran ayı itibariyle 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyon TÜFE’de yüzde 16.51, TEFE’de yüzde 13.73 oldu. Bunun anlamı şu; geçen 12 aylık dönemde halkımız bir yıl önce aldığı aynı mal ve hizmete yüzde 16.51 oranında daha yüksek ödeme yaparak satın alabiliyor. Bir diğer ifadeyle, eğer bir kişinin geliri son 12 ayda net olarak yüzde 16.51 oranında artmamış ise, o kişinin harcama gücü azalmış, yaşam seviyesi düşmüş ve hayat onun için pahalanmıştır.

Peki, hayat yüzde 16.51 pahalanırken, yasal faiz geliriyle geçinenlere ne olmuştur ?   6 Temmuz ihalesinde hazinenin, gösterge bonoda 5 Ekim 2005 vadesine göre bileşik faizli borç oranı yüzde 26.50 olarak gerçekleşmiştir. Yani, yüzde 15 civarında seyreden reel faizlerin önümüzdeki dönemlerde de sürmesi bekleniyor. Bu oranın altında henüz hazine borçlanamıyor. Dolayısıyla, parası olanların faizde değerlendirmeleri durumunda net yüzde 15 kazançları olmaya devam edecek. Nitekim geçen bir yılda dövizini bozdurarak vadeli hazine bonosu alanların 1.000 doları 1.573 dolar, borsaya girenlerin 1.000 doları ise 1.569 dolar olmuştur. Parasını bir yıllık TL. mevduatta tutanların 1.000 doları ise 1.330 dolar olmuştur. Parasını dolarda tutanlar ise sadece % 5.2 kazanç elde etmişler. Demek ki sıcak para devlet kağıdını sevmiş ! Reel faizlerin yüksekliği finans kesiminden de ihalelere yoğun talep sağlıyor.

Normal şartlarda, Temmuz’un son haftasına kadar önemli bir itfası olmayan hazinenin bu orandan borçlanmaması gerekirdi. Ancak, hazinenin günlük nakit dengesine karşın bu şekilde borçlanması kanaatimizce, uzun vadeli faizi bu tutarlarda yakalamışken gelecek bir yıldaki bazı olumsuzluklara karşı tedbirli olma kaygısından kaynaklanmıştı.

Yaz aylarında dövizde önemli getiriler beklenilmiyor. Daha önceleri belirttiğimiz gibi en azından Ekim ayına kadar dövizde kalmanın pek cazip olmadığını söyleyebiliriz. Borsada ise kar realizasyonlara bağlı satışların olduğu dönemler yaşanılarak, 18.000 averaj seviyelerinde bir yaz dönemi geçirilecektir. Ama, hisse bazında cazip karlılıklar söz konusu olabilir. Özellikle, ucuz kalmış Koç ve Sabancı Grubu hisselerle, halka açılma fiyatlarının altında işlem gören hisseleri takip etmenizi öneririz.

Söz konusu hisselerden yapılacak orta vadeli bir portföy, yıllık bazda alternatif yatırım araçlarına göre daha karlı olabilir.


YEREL YÖNETİM EKONOMİSİ 07 MAYIS 2004


T.B.M.M.’nin yasalaşma sürecinde önem verdiği yasalardan birisi de “Yerel Yönetimle Reform Yasası”. Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapılan son değişikliklerde yerel idareler tarafından önerilen yeni borçlanma imkanları muhalefet partisi CHP’nin de desteği ile daha da genişletiliyor. Daha da ötesi, yerel yönetimlerin borçları tahkim ediliyor. Geçmişe dönüp baktığımızda bu tür tahkim uygulamaları ülkemizde genellikle Hazine’nin kamu kurumlarından olan alacaklarını silmesi ile sonuçlanmıştır. İktidar değişikliklerinde özellikle bu tür uygulamalar mutlaka yapılır. Göreceksiniz ki yine öyle olacaktır. Ancak, hafızası zayıf Türk halkının bu özelliğini bilen siyasetçiler nasılsa unutulacak diye hiç çekinmeden borç silme operasyonlarını bir bir halleder. Haksız da değiller ! Son yapılan güvenilirlik anketine göre, en güvenilir adres Çankaya Köşkü, en az güven duyulan milletvekilleri çıkmasına rağmen, seçim zamanlarında demokratik tercih bu tür anketlere göre çıkmaz. Bunun bilincinde olan deneyimli Türk büyükleri siyaseti topluma hizmet sanatından çıkarıp, profesyonel bir meslek haline getirmişlerdir. Ne demiş büyüklerimiz; “İş bilenin, kılıç kuşananın”.

Peki neden yerel yönetimlere yeni borçlanma imkanları tanınmak isteniyor ? Çünkü, Ankara’da deniz bitti. IMF’nin sıkı takibi ve programlarından sapma olmaması için yaptığı yakın markajı iktidar ve muhalefet partisinin yandaşlarına bazı imkanlar tanınmasında engel olmaktadır. Hükümetin zorlayıcı bir baskı olmadan IMF programlarını bir disiplin içinnde uygulayamayacağına duyulan güvenden dolayı, uluslararası kuruluşlarla mevcut görüntünün devam ettiğinin resmi verilmelidir. Ancak, meclisteki büyüklerimizi oraya taşıyanlara da birşeyler yapmak lazım. İşte, zurnanın ses çıkardığı delik tam burada ötecek ! Yerel yönetimlerde, yeni çıkacak yasalarla sağlanan imkanların nerelerde, nasıl ve kimler tarafından kullanılacağını hep birlikte göreceğiz... Göreceğiz de ne olacak ? Hiçbir şey ! Daha önce kamuoyu önünde, özellikle Büyükşehir Belediyeleri’nde yapılanlarla ilgili pek çok iddia, hatta hukuka intikal etmiş hadiseler oldu. Sonuç, o defterler kapandı, yeni defterler açmak lazım... Yeni, ak sahifeler ! Kirlenince de başka yeni yasalarla temizlenir...

İster kamu kuruluşu olsun, ister özel sektör, ister şahıs, ister tüzel kişilik... Borcunu ödeyecek veya küçük borçlarını ödemek için çırpınanlar saf durumuna düşürülür ve cezasız kalmazlar. Ama, büyük borçlular bu ülkedeki hukuk ve idare düzeninde her zaman avantajlıdırlar.

Yeni borçlanma imkanlarından faydalanmak isteyenlere öneriler : Sakın ha küçük işlerle ilgilenmeyin, sizleri en büyük borca sokacak projeniz hangisi ise onu gerçekleştirmeye çalışınız. Haydi hayırlısı !


2005 YILI MAKRO EKONOMİK BEKLENTİLERİ


Hükümetin makro ekonomik göstergeler açısından karnesinin iyi olduğu 2004 yılından sonra , gelecek dönem için ortaya koyduğu bütçe hedeflerinin büyüklüklerine bir göz atacağız ve buna göre iş dünyamız ile ilgili tahminlerde bulunacağız.Öncelikle 2005 bütçesinden önemli satırbaşlarını özetleyelim ;

  1. 2005 bütçesi 115.4 katrilyon liralık bir gider , 126.3 katrilyon liralık gelir yani 29.1 katrilyon lira bütçe açığı öngörüyor.Çok konuşulan faiz dışı fazla öngörüsü ise 24 katrilyon lira.Önemli bir gösterge faiz giderleri 56.4 katrilyon lira.Buna karşın yatırımların tutarı 10.1 katrilyon lira.
  2. Geçmiş bütçelerden farklı olarak bütçe açığı azalıyor , hem reel hem nominal olarak. 2004 ‘ de 95 katrilyon olarak öngörülen ama faizler daha az gerçekleştiği için 34 katrilyon civarında gerçekleşecek bütçe açığının 2005 beklentisi 5 katrilyon daha az. Aynı zamanda GSMH (Gayri-safi milli hasıla) ‘ye oranı olarak da azalma olacak.Faiz giderlerinin 2005 ‘de hem reel hem de nominal olarak azalacağı tahmin ediliyor.2004 için 65 katrilyon civarında öngörülmüş , reel gerçekleşme ise 58.5 katrilyon gibi tahmin ediliyor.2005 ‘ deki bütçe teklifi ise 56.4 katrilyon seviyesinde.Dolayısıyla nominal azalma hem bütçe açığında , hem de faiz giderlerinde ilk defa karşılaşılan bir durumdur.
  3. GSMH ‘ nın 2005 yılı için 300 milyar dolara yaklaşacağı 298 milyar dolar olarak gerçekleşeceği bütçede öngörülüyor.Bu rakam Türkiye ‘ yi dünyanın ilk 20 ekonomik büyüklüğünün içine sokar.2003 ‘ ü 240 , 2004 ‘ ü 260 milyar dolar kabul edersek büyüme devam edecek , 2001 ‘ de 144 milyar dolarlık rakama göre 2005 ‘ de ekonomi ikiye katlamış olacak.
  4. Son iki yılda yatırım harcamalarını 8 katrilyonun altında kaldığını 2004 ‘ ün bütçesinin 7 katrilyon lira olduğuna dikkat edersek , 2005 ‘de öngörülen 10.1 katrilyon liralık yatırım planlaması reel sektörün kamu kaynaklı iyileşmeye gideceğinin işaretidir.
  5. 2004 ‘ de % 12 hedeflenen enflasyon beklentilerin altında tek haneli rakamlarla gerçekleşecek.2005 için enflasyon hedefi % 8 , büyüme hedefi ise % 5 olarak konmuştur.
  6. Kişi başına milli gelir 2005 için 4.128 dolar olarak öngörülüyor.AB hesaplama yöntemine göre yeni sistemde bu rakamın Türkiye için 6 bin doların üzerinde olduğu söyleniyor.
  7. 2005 bütçesinde hem enflasyon hem büyüme hem de makro ekonomik göstergeler açısından istikrar ve güven unsurları ön planda tutuluyor.Bu yatırımcıları özellikle yabancı sermayeyi cesaretlendirmek için önemli.Ayrıca IMF ile yeni anlaşmanın kesinleşmesi yatırımcılar açısından  bir güven unsuru.
  8. 2004 yılındaki büyüme geniş ölçüde verimlilik artışı ve kapasite kullanım oranlarının yüksek tutulmasıyla sağlandı.Lokomotif sektörlerden finans ve inşaat yeni toparlanmaya başladı.İşsizlik oranlarındaki bir miktar pozitif beklenti ancak 2004 ‘ ün sonlarına doğru gerçekleşmiştir.Yüzde 10,5 olan işsizlik , 2004 ‘ ün son çeyreğinde yüzde 9,3 ‘ e inmiştir ama yine de makro göstergelerin en başarısızıdır.
  9. Petrol fiyatlarının artışı bazı olumsuzlukları ve riskleri ekonomiye yüklerken bazı fırsatları da yaratıyor.Petrol gelirleri bu yıl ciddi artış gösteren Suudi Arabistan , Rusya ve İran gibi ülkelere başta inşaat olmak , üzere her iş de yönelmekte fayda olacaktır.İhracat talebinin bu ülkelerden artması öngörülmektedir.
  10. Sanayideki büyüme 2005 ‘de 2004 oranında olmasa bile devam edecek , tarımda küçülme yaşanacaktır.Başta makine-teçhizat olmak üzere metal eşya , toprak ürünleri , kimya , tekstil gibi sektörlerde büyüme bir miktar daha devam edecektir.
  11. 2005 bütçesinden % 6,5 ‘lık bir faiz dışı fazla öngörülerek bütçe dengeleri oluşturulmuştur.Yapısal reformların tamamlanmasına yönelik yasaların çıkarılmasına devam edilerek bütçe disiplinine uyulacağı mesajı verilmektedir.
  12. Dış satımda önemli bir sektör olan tekstil 2003 ‘deki duraklamadan sonra  2004 ‘de yüzde 8 ‘ e yaklaşan bir büyüme sağlamıştır.Kur riskleri dikkate alınarak , tekstildeki rekabet devam edecektir.
  13. Bazı kesimler tarafından merakla beklenilen 17 Aralık AB müzakere takvim tarihine herşeyi değiştirebilecek bir olgu olarak bakılmaktadır.Görünen odur ki , yüksek beklentiler karşılanmayacaktır.Müzakereler için kesin tarih verilmeyecek hatta başlama tarihinin de tarihi verilmeyecektir.Bu işin tarihsel gelişimini akıllı irdeleyenler için bu sürpriz değildir ama bazıları için ciddi hayal kırıklığı ve siyasi malzeme olabilir. Ama bir gerçek hala karşımızdadır ; AB uzun ince bir yoldur.
  14. Faizlerin 2005 ‘de düştüğü noktadan yukarıya çıkma ihtimali yoktur.Zira banka portföylerinin % 70 – 80 ‘i , aktiflerinin % 42 ‘ si kamu kağıtlarından oluşmaktadır. Burada olacak 10 – 15 puanlık bir faiz artışı bankacılık sisteminin tekrar bir ciddi krize girmesi anlamına gelir ki buna hiç kimsenin tahammülü yoktur.

Başta Eximbank ‘ın aktif hale gelmesi ve yatırımların teşviklerine yönelik vergi , işveren sigorta payı , arsa tahsisi , indirimli enerji gibi araçlar 2005 ‘de kullanılacaktır. Bu yeni yatırımlar için cazip olabilir.

15.Kamu kesimi yatırımları daha önceki hükümet döneminden başlayan ve bu hükümetin programındaki yollarla karayolunda devam edecektir.Yaklaşık 700 trilyon lira yatırım öngörüsü vardır.Ayrıca bu yıl yaşanılan demiryolları sorununa yönelik iyileşmeler için yatırımlara da ( 455 trilyon lira ) devam edilecektir.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız 2005 makro bütçe öngörülerine göre iyimserlik devam etmektedir.Ancak , iş dünyasına 2005 ‘ in 2004 ‘ ü aratabilme riski olduğunu da hatırlatmalıyız.Örneğin ; tek haneli rakamlara inen enflasyonu petrol fiyatlarındaki bu olumsuz etkiyle  yerinde tutmak bile büyük çaba ve fedakarlık isteyecektir.Ham petroldeki her bir dolarlık artış Türkiye ‘ ye 177 milyon dolara mal olmaktadır.Şu andaki 50 dolar fiyat düzeyinin ekonomiye maliyeti 2,5 milyar dolardır.Bu döviz açığını ve dolayısıyla cari açığı tetikleyen bir gelişmedir.Petrol fiyatlarının tüketici fiyatları içindeki ağırlığı %9,3 ‘dür. Toptan fiyatlarda ise % 4,1 ‘ dir.Yani enflasyonist etkisi ihmale alınamaz.

2004 ‘de 7,6 milyar dolar olan cari açık 2005 programı öngörüsünde 14,4 milyar dolar olarak ifade edildi.Cari açık bugüne kadar finanse edilebildi.Ama önümüzdeki en büyük risktir.Yeni yıl hedefindeki cari açık 10,6 milyar dolardır.Bu daha fazla ihracat , daha az ithalat ve büyümenin % 10 ‘dan % 5 ‘e düşürülmesi anlamına gelmektedir.Özel tüketimin keskin şekilde düşürülmesi ve vergi anlamı da çıkmaktadır.Bu ise özellikle iç piyasada çalışanlar için ciddi bir sıkıntıdır.Yani cari açık kıskacı ekonominin 2005 ‘deki en önemli darboğazı olacaktır.Kur ‘ un artmaması ise ihracat ağırlıklı çalışan kesimde kar marjlarının azalmasını ve istihdam ile reel ücretler üzerindeki baskıyı artıracaktır.Geçen iki yılda dış kaynak kullanarak büyüme finanse edildi , cari açık tehlikeli olmadan yönetildi.2005 ‘de ABD ‘ de faizler artmaya devam ederse , dışarıdan borçlanma maliyetleri yükselirse , borçlanma miktarı da etkilenecektir.Dış finansman imkanları azalırsa Türkiye ‘nin finanse edilebilir cari açık rakamı küçülebilir.Zaten büyüme rakamları biraz yolun sonuna geldiğini de göstermektedir.Yani küçülme kaçınılmazdır.

 


BABALAR ve ÇOCUKLAR !...


Mesleğimizin ve iş yaşamımızın gereği dergilerde , gazetelerde , radyo ve televizyonlarda genelde finans , ekonomi ve iş organizasyonları ile ilgili çeşitli makaleler ve yorumlar yazdım.Bu kez sizlerle biraz daha erle biraz daha , konuşur gibi duygularımı ve çocuklarımız ile ilgili yaşam vizyonumu paylaşmak istiyorum.Biraz iş , biraz psikoloji , biraz edebiyat , biraz da felsefe !...

Yönetim danışmanı olarak yıllardır aile şirketleri ile çalışmaktayım.bir neslin üstün çalışma azmi ve aile dayanışması ile oluşturdukları şirketlerin günümüzün değişen koşullarında zaman zaman sorunlar yaşadıklarını gözlemledik.Bu sorunların bir kısmı ülkemizin yaşadığı dönemsel ekonomik ve siyasi krizlerle yakından ilgili olmakla birlikte , bir kısmı da aile firmalarının iç dinamiklerinden kaynaklanmaktadır.Önümüzdeki yıllarda kurumsallaşmasını tamamlayamamış aile firmalarında yaşayacağımız en önemli sorunlardan biri de babaların çocukları ile ilgili emelleridir.Pek doğaldır ki başarılı aile firmalarının , başarılı babaları , başarılı kardeşleri kendi çocuklarının da kendi düşünce ve duygu dünyalarından esinlenerek şirketlerinde üst kademelerde bir an önce çalışmasını arzu etmektedirler.Hatta çocuklarının beceri , yetenek ve kişiliklerine uygun olup olmadığına pek de aldırmaksızın ‘şahin iş adamı’ rollerinde olmalarını istemektedirler.Psikolojik yaklaşım olarak da kendilerinin şu veya bu nedenle yapamadıklarını , örneğin eğitim ve lisan gibi konularda maddi tüm imkanlarını kullanarak çocuklarını donatmaktadırlar.Bu babalık içgüdüsünün çok doğal tezahürüdür. Ama çocukların da aynı düşünce sistematiği ve iş görme yöntemleri ile başarılı olmaları mümkün müdür? Cevabımız genelde , hayır olacaktır...Çünkü herşeyden önce günümüzün iş yaşamı koşulları ve global düzenin getirdiği rekabetçi zorunluluklar yeni yöntemler ve yeni iş süreçlerine gereksinim yaratmıştır.Dolayısıyla değişimin koşullarına , gelişerek uyum göstermek ve buna bağlı yaratıcı problem çözme anlayışı iş dünyasına öncülük etmeye başlamıştır.Bu açıdan çocuklarımıza yaklaştığımızda bırakın da bazı yollardan kendi sorumlulukları ve kendi tercihleri ile geçsinler.Böyle olduğunda iyi ve kötünün , doğru ve yanlışın sorumluluğunu da kendileri almayı bilecekler ve deneyerek , zaman zaman gençlik hataları yaparak olgunlaşacaklardır.Bizlerin babalar olarak çocuklarımıza vermesi gereken koşulsuz sevgi ve dünya insanı olmanın gerektireceği etik değerlerle , erdemlere sahip olmalarına destek vermektedir.Sevgi bizler için o kadar yararlıdır ki zaten koşullarla neden uğraşalım ki ; koşulsuz sevip , karşılığında çocuklarımızdan hiçbirşey istememeyi öğrenmeliyiz.

Lübnan ‘ lı filozof şair Khalil Gibran ‘ın çok sevdiğim ve çocuğumla ilgili bana yaşam vizyonu sağlayan şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum...Kimbilir belki sizler de içinizdeki gerçek babayı bir kez daha sorgulayacaksınız?...

      ‘.. Çocuklar senin çocukların değil

                   Hayatın oğul ve kızları.

                   Seninle beraber ama sana ait değiller

                   Sevgini verebilirsin onlara ama

                   Düşüncelerini değil.

                   Çünkü onların kendi düşünceleri var.

                   Bedenlerini evinde barındırabilirsin ama ,

Ruhlarını değil.

Çünkü ruhları yarının evinde yaşar.

Ve sen o evi rüyalarında bile

Ziyaret edemezsin.

 

Onlar gibi olmak isteyebilirsin ama

Onları kendine benzetmeye çalışma.

Çünkü hayat geriye gitmez.

Sen bir yaysın.

Çocuklar senden ileriye fırlayan oklar gibi .’    

İşte böyle sevgili babalar ! Çocuklarımıza sevgimizi ve desteğimizi koşulsuz verelim.Hep ileriye giden hayatın ‘an’ larını ‘babaca’ değerlendirelim...Sevgi , şefkat ve saygıyla büyüttüğümüz çocuklarımız hiç korkmayın bizlerin yaşına geldiğinde  bizden daha ileride duygu ve düşünce dünyasında olacaklar.Ama bizler göremeyebiliriz! Olsun varsın. Yüreklerimizde ve ruhlarımızda bile hissetmek güzel olacak!..Ve bir gün babalarının isminin bulundukları ortamda olumlu yad edilmeleriyle oluşan birkaç damla gözyaşı , bizlerin gerçek rahmeti olacak.

Daha güzel yarınlar için sevgiyle...    

Kişisel Gelişim, Kişilerarası İlişkiler, Müşteri İlişkileri ve Yönetici Geliştirme başlıkları altında araştırma, bilgi, deneyim ve yaratıcılık dörtlüsüyle, şirketinize özel tasarlanacak eğitim programlarımızla hizmetinizdeyiz.

İhtiyaçlarınıza cevap verecek bir bütçe sisteminin kurulması, finans yönetiminin ve şirket performanslarını şeffaf ve standart ölçülerle görüntüleyen yönetim raporlama sisteminin oluşturulması için desteğe hazırız.

Şirket kültürüne uygun, Yönetici Yetiştirme (Management Trainee) programıyla yöneticiler yetiştirmeyi hedefliyorsanız, planlama, seçme, eğitim ve yerleştirme programınızı oluşturup, birlikte yürütebiliriz.

İnsan kaynakları vizyonunun saptanması, iş değerleme ve kariyer planlama sistemlerinin oluşturulması ve geliştirilmesi konularında, dünyadaki en başarılı uygulamaları şirketinize uygulayabiliriz.

  Pusula Eğitim ve Yönetim Danışmanlık Limited Şirketi Tel:0212 287 0322(Pbx ) Fax: 0212 287 0321

 www.pusulagroup.org her hakkı saklıdır.